Avustralya'da yaşam · Life in Australia

Brisbane’dan Sydney’e Road Trip

Dünyanın öteki ucuna taşınınca gezecek görecek çok yer olduğundan insan ne yapacağını şaşırıyor. Görmediğiniz bir sürü ülke bir yana, koskoca Avustralya kıtası var diğer tarafta zaten, her tarafı ayrı bir dünya. Merak etmek, ülkeyi ve kıtayı tanımak bir yana kalsın, insan yaşadığı coğrafyayı tanıdıkça orayı benimsemesi de kolaylaşıyor. Tanıyor, anlamaya çalışıyor, alışıyor ve sonunda benimsiyor. Tüm bu sebepler birleşince bir yerden başlamak gerekiyor keşfetmeye.

Round trip dediğimiz yani Avustralya’yı bir noktadan başlayıp aynı noktada bitirip tüm kıyılarını görmek mümkün fakat çok fazla zaman gerekiyor. Bu bambaşka bir tecrübe olur tabi ama zamanı ve durumu bu kadar uzun süre yolda olmaya elverişli olmayan insanlar için parça parça gezmek de bence güzel bir alternatif. Lafı çok uzatmadan konuya gireyim. Biz de Brisbane’dan Sydney’e olan kıyıyı gezmekle başladık bu işe.

Avusturalya’da “relocation” denen bir şey var. Araba kiralamaya benziyor. Örnek vererek anlatayım. Mesela biri Sydney’den bir araba kiraladı ve Brisbane’a kadar yukarı sürdü. Arabayı Brisbane’da teslim edip oradan Sydney harici başka bir yere gitmeyi planlıyor. Araba kiralayanlar bilir, arabayı aldığınız yerden farklı bir yerde bırakırsanız sizden ek ücret isterler. Az buz bir rakam da değildir genelde. Neyse bizi burası pek ilgilendirmiyor. Velhasıl bu araba Brisbane’a bırakıldı ve Sydney’e geri dönmesi gerekiyor. “Relocation” dediğimiz şey bu noktada devreye giriyor. Araba kiralama firmaları websitelerinde arabaları, ulaştırılması gereken yerleri ve ulaştırılması gereken tarihleri yayımlıyorlar. Eğer sizin tatilinizi planladığınız zamana relocate edilecek araba yakalayabilirseniz araba kiralamanız neredeyse bedavaya geliyor. Mesela örnek bir sayfa paylaşayım.  Burada olduğu gibi biz de Brisbane Sydney 3 günlük bir karavan yakaladık uygun tarihlere ve günlüğü 1 dolardan kiraladık. Reklam gibi olcak ama evet bayağı 1 dolar günlüğü. Normal araba kiralamadan farkı tabi ki biraz limitlerinin olması. Alınacak, verilecek günün net olması sizin yolda biraz esnek olamayacağınızı gösteriyor ama yine de her durumda bence şahane bir fırsat. Biz karavan kiraladığımız için konaklama parası da vermedik. Çünkü karavan bayağı ev gibiydi. İçinde mutfağı, ocağı, fırını, buzdolabı, 2 adet çift kişilik yatak, köşe koltuk, masa, masa etrafında oturma koltukları, tuvalet ve duş vadı 🙂 Minimalist nasıl yaşanır tecrübe etmek için müthiş bir başlangıç.

karavan1karavan2

Karavan faslından sonra rotamızdan ufaktan bahsedeyim. Cuma akşam üzeri yola çıkıp, 2 gece yolda konaklayıp pazar sabahı Sydney’e varmayı planlamıştık. Nitekim de öyle oldu. Brisbane’a yaklaşık 2 saat uzaklıkla Byron Bay denen çok meşhur bir yer var. Bu yazımda bahsettiğim Nimbin köyünün biraz daha büyük hali. Gayet sevimli bir kasaba. Mart sonunda büyük bir Blues festivaline ev sahipliği yaptığını da duydum. Burada birşeyler atıştırıp, biraz etrafı görüp yola geri koyulduk. Byron Bay’den sonra yolda karavanı çekip uyuyabileceğimiz alana ihtiyacımız vardı.”Rest Area” denen yerlerde ücretsiz konaklayabilirsiniz. Genelde tuvalet, barbekü, ve piknik masaları oluyor çoğu rest area’da. Avustralya’da gece yolculuklarında arabaların önüne atlayan kanguruları herkes duymuştur herhalde. Hatta burada bu tür kazaların hasarlarını engellemek için arabanın önüne bir koruma takılıyor ona da”Roo Bar” deniyor, “Kangaroo bar”.  Işığa atlıyorlamış ilginç geldiği için 🙂 Komik geliyor ama çok tehlikeli aslında. Yolda her yerde kanguru çıkabilir tabelası vardı zaten. Ilk gece, Türklerin “Allah’ın unuttuğı yer”, Avustralyalıların “In the middle of nowhere” dediği bir yerlerdeyken arabanın sol tarafında koskoca bir kanguru gördük. Kapkaranlık bir yolda, yolun kenarından sakin sakin bekliyordu diğerleri gibi heyecanlı değildi herhalde 🙂 Hemen ilerisinde de yavrusu. Tabi hemen arabayı sola çekip durduk. Arabayı durdurduğumuzu farkettiklerinde hemen ayağa kalkıp bize meraklı meraklı bakmaya başladılar. O sırada gözlerimin gördüğü kareyi fotoğraflayabilmeyi o kadar çok istedim ki. Ama tabi o anın keyfini çıkarmak yine üstün geldi. Tepede inanılmaz parlaklıkta bir samanyolu, karşımızda 2 tane bize bakan kanguru ve hemen yanlarında da kanguru çıkabilir tabelası 🙂 İşte böyle minicik anlar öyle büyük bir mutluluk yaratıyor ki anlatamam.

Gece dışarısı soğuk olsa da karavanın içinde üşümüyorsunuz. Zaten çay suyu kaynatma falan derken sıcacık oluyor içerisi.  Kampın bir tık üst versiyonu gibi geldi bana. Doğada olabiliyorsun ama çadıra göre daha konforlu.

Sonraki gün Coffs Harbour’da durup biraz o bölgeyi gezdik. Normal Avustralya kıyı kasabalarından. Hem sahili var, hem nehri var. O yüzden gayet yaşanılası bir yer aslında. Akşama doğru Newcastle’a vardık. Newcastle’a daha ilk girdiğimiz andan itibaren pek ısınamadık. Şimdi İzmir’e benziyor diyeceğim İzmirliler alınacak 🙂 Hem palmiyeler hem yüksek binalar var öyle söyleyeyim. Burada şehir merkezi haricinde yüksek binalar görmeye pek alışık olmadığımız için garip geldi. İnsanlar yüksek katlı apartmanlarda oturuyorlar falan.. Daha sonra şehri gezdiğimizde oluşan hissiyat”Burası Avustralya gibi değil”,”Burası Avrupa gibi” oldu. Ama çok sempatik, küçük  bir sürü restoran vardı farklı farklı mutfaklardan.  Newcastle’ı da geride bırakıp 2. geceyi de rest area da geçirdikten sonra pazar sabahı NSW eyaletinin meşhur ulusal parkı Blue Mountains için yola çıktık. Buraya Blue Mountains adının verilmesine sebep olan şey; ormanda bulunan çok fazla okaliptüs ağacının yağının su buharı ve tozla birleşmesi ile mavi bir sis bulutu oluşturması ve ormanın ve dağların mavi görünmesiymiş. Lafı çok uzatmadan fotoğraflara geçicem.

2016-08-07 13.23.44

Burası 3 sisters. (3 kız kardeş) inanılmaz büyüklükte ve görkemli 3 kaya. Bu kayalara 3 sisters adının verilmesinin bir hikayesi varmış. Aborjin efsanesi olarak geçiyor. Yıllar önce 3 Aborjin kız kardeş farklı kabileden 3 erkek kardeşe aşık olmuş. Bu kız ve erkek kardeşler birbirleriyle evlenmeyi çok istemişler fakat kabile kuralları gereği farklı kabilelerden birileriyle evlenmek yasakmış. 3 erkek kardeş bu durumdan pek memnun olmadıkları için bu 3 kızkardeşi kaçırmak istemişler fakat bu işin sonucunda kabileler arası büyük bir savaş çıkmış. O sırada bu 3 kız kardeşe zarar gelmesin diye Aborjin kabilesinden bir büyücü, kızları korumak için onları kayaya dönüştürmüş ama savaş bittiğinde kızları eski haline getirecekmiş. Fakat savaş sırasında büyücü öldürülmüş ve kız kardeşler birer kaya olarak kalmışlar. 3 kız kardeşin güzelliğini bu büyük görkemli kayaların yansıttığına inanılırmış Aborjin efsanelerinde…

20160807_13301420160807_14252920160807_14355020160807_144001

2016-08-07 13.30.22

 

Dağdaki uzun yürüyüşten sonra barbekü zamanı.

2016-08-07 16.22.34

Yıllardır king prawn yapıyormuşum gibi çek.

2016-08-07 16.26.36

Geceyi Blue Mountains’te geçirdik. Dışarısı inanılmaz soğuktu ama tabi yine karavan kurtardı bizi. Malum şimdi burada kış. Kışın Blue Mountains’te çadır kampı yapmak biraz zor. Uyku tulumu vs falan sıcak kalmanıza yardımcı olur ama yine de buralarda çadır kampı yapmak isterseniz bence yaz en iyi alternatif.

Blue Mountains’ten sonra karavanı teslim edip Sydney şehir merkezini, civarlarını ve meşhur sahillerini gezecektik. Serkan zamanında Sydney’de okuduğu ve yaşadığı için zaten rehber gibiydi o yüzden rahat oldu gezmesi 🙂

Sydney ile ilgili anlatacak aslında çok bir şeyim yok. Çok güzel bir şehir, fotoğraflarını paylaşacağım fakat Sydney ile ilgili anlatmak istediğim başka  bir nokta var. Blogtan gelen mesajlar ya da arkadaşlarımdan gelen sorular arasında; neden Brisbane? neden Sydney değil? gibi sorular çok var. Belki buraya gelmeye karar verip hangi şehirde yaşayacağını henüz netleştiremeyenlere yardımcı olur.

Şimdi.. Brisbane’a İstanbul’dan geldim. İstanbul’u bilen bilir. Diyebileceğim şey Sydney İstanbul gibi. 9 ay Brisbane’da yaşadıktan sonra Sydney’de olmak bende resmen “Köyden indim şehire” havası yarattı. Caddeler çok kalabalık, şehir merkezi yüksek yüksek binalarla dolu, trafik bir yandan, insanların koşturması bir yandan. Büyük şehir yani. Ama çok güzel bir şehir. Parkları, sahilleri, limanları şahane. Brisbane okyanustan 1 saat uzaklıkta kurulmuş bir şehir. Sydney tam okyanus kıyısında. Mesela bu da büyük bir alternatif. Otobüse atlayıp dünyanın en güzel sahillerinde sörf yapıp denize girebilirsiniz. Her yerin artıları eksileri var. Sydney’de hayat çok pahalı. Kiralar inanılmaz boyutta. Ama maaşlar daha yüksek ve iş imkanı daha fazla gibi gibi. Taşınmadan önce gelip görmek en güzeli olur tabi ama yine de 2 şehri birbirinden ayıran net özellikler var. O yüzden biraz araştırdıktan sonra karar vermek çok zor olmasa gerek. Benim Sydney’den ayrılırkenki hissiyatım ise “Evet çok güzel şehir, ama Brisbane’ı çok özledim” oldu 🙂 O yüzden hangi şehir daha iyi olur diye soranlara asla net cevabım olamaz. Gerçekler bunlar, gerisi tamamen nasıl yaşamak istediğinize kalıyor.. Sydney’den çektiğim fotoğraflarla yazıyı bitirelim.

20160808_154349

Bayıldığım bir ağaç.

20160808_155554

Bayıldığım ikinci bir ağaç. Koruma altında kendisi.

20160809_132311

Bondi’dan Coogee’ye giden kıyı yolunundan bir kare. Sydney’deki meşhur turist aktivitelerinden biri. Giderseniz kaçırmayın. (Bondi to Coogee Coastal walk)

20160809_143709

SORF 101 🙂

20160808_165845

Meşhur Opera Binası. Resimlerdeki kadar güzel.

20160808_17052820160808_16345420160808_17110120160808_174210

Bunu da bilen bilir. Gizem Hocam’la Bondi’da bira keyfi :))

2016-08-09 17.05.25

Fotoğraflar için Gizem ve Ali’ye sonsuz teşekkürler 🙂

Sevgiler.

 

Advertisements

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s