Avustralya'da yaşam · Life in Australia

Paskalya Tatili

Geçtiğimiz hafta ‘Easter’ dediğimiz paskalya tatili vardi. 25 mart ‘Good Friday’ ile başlayan 4 günlük bir tatilimiz vardı. Avustralya’da eğer resmi tatil haftasonuna denk geliyorsa, bunun, çalışanlar tarafından hali hazırda hak edilmiş bir gün olduğu düşünülüp, tatil hakkınız elinizden alınmıyor. Haftasonuna gelen resmi tatili pazartesiye bağlıyorlar. Buna da ‘Long Weekend’ diyorlar.

Velhasıl, biz de bu 4 günlük tatili değerlendirelim dedik. Bu küçücük tatile 3 farklı yer sığdırdık. Ayrı ayrı yazacak kadar büyük tatiller olmadığı için hepsini bir yazıya sığdıracağım. O yüzden şimdiden uyarıyorum. Uzun bir yazı. Eğer blogumdan hoşlanıyorsanız yerinizden kalkıp bir kahve almanızı, hoşlanmıyorsanız da kapamanızı öneriyorum 😀

Avustralyalılar hafta sonlarını ve long weekendlerini genelde sehir dışında kamp yaparak geçirdiklerinden daha önce bahsetmiştim. Bu yüzden Avustralya’da arabasız yasamak gercekten çok zor. Çünkü sırt çantanıza 2 parça bir şey atıp, yola çıkıp, kamp yapamıyorsunuz. Tüm kamp malzemelerini de sırtınızda taşıyamayacağınız için araba cidden şart. Biz daha araba almadık o yüzden de kiralamamız gerekti. Araba kiralama firmaları biraz pahalı olduğu için bu sefer daha farklı bir yol deneyelim dedik. ‘Drive my car’ adlı bir uygulama bulduk. Arabanızı kullanmayacağınız zaman bu uygulama uzerinden kiralık oldugunu duyurabiliyorsunuz. Ilgili biri çıktığı zaman da uygulama servisi aracılığıya kiralama islemi tamamlanıyor. Biz de bir sokak ötemizdeki bir komşunun arabasını kiraladık.

Cuma sabah erkenden yola çıktık. Rotamız ‘Whian Whian State Conservation Area’ adlı  bir national parkı gösteriyordu. Bu parkın içerisinde şelaleler de olduğu (Minyon Falls) için güzel bir kamp olacağını gitmeden tahmin etmiştim. Bu arada bu park NSW eyaletinde. Yani Sydney’in olduğu eyalette. Biz de Queensland’da yaşıyoruz. Fakat biz Queensland’ın güneyinde, park da NSW’ın kuzeyinde olduğu için aradaki mesafe 200 km kadar azdı. İşin ilginç tarafı Queensland eyaleti güneş ışığından yararlanma uygulamasını kabul etmediği için (Yani bizde yeterince güneş var zaten o yüzden saatleri ileri geri almakla uğraşmayız demişler bayağı bir tane referandumda 😀 )NSW ile aramızda 1 saat saat farkının da olduğunu söylemeden geçmeyeyim.

NOT: 3 Nisan yani bugün itibariyle NSW saatleri 1 saat geri aldığı için artık eşitiz. Kafa karışıklığı olmasın 🙂

Velhasıl, Brisbane sehir merkezinden yola çıktıktan yaklaşık 1.5 saat falan yol gittikten sonra Kingscliff’te mola verdik. Yine dalgalarla oynayarak geçen fazla heyecanlı ve sulu bir mola oldu. Okyanusta yüzmek söylenden ve tahmin edilenden daha zor ve tehlikeli. Türkiye’deki gibi ‘Sessiz sakin bi koy bulduk hadi burda denize girelim!’  olmuyor ne yazık ki. Bir kere köpek balığı tehlikesi var. Avustralya’ya gelmeden önce bunlar böyle hep çok ilginç ve şaka gibi gelirdi bana ama geldikten sonra olayın gerçekliğini ve ciddiyetini kabul ettim. Bayağı ‘shark attack’ yiyebilirsiniz yani 🙂 O yüzden can kurtaranlı bölgeleri tercih etmek bir nebze daha güvenli. Onun haricinde,  gelen çok büyük dalgaları saymıyorum, bir de o dalgaların geri dönüşü var haliyle. Akıntı dediğimiz şey. Öyle bir sürüklüyor ki bulunduğunuz noktada sabit kalmak icin bile çok fazla efor harcamanız gerekiyor. Eğer akıntıya kapılırsanız kıyıya yüzmek yapılan en yanlış davranışlardan. Akıntının olduğu kısımdan -genelde kalın bir çizgi gibi oluyor- yana yüzerek akıntıdan kurtulmaya çalışmanız gerekiyor. Bu gibi temel bilgileri öğrendikten sonra iş cidden çok keyifli bir hale geliyor.

O gün Kingscliff’te çok büyük dalgalar olmasa bile bir suru sörfçü vardi. Ilk defa canlı canlı sörfçülerin dalgaların uzerinde uzun süre kayışını gördüm 🙂

Burada fotoğraf çekmedim. Çok fazla fotoğraflı yazılar yazmadığımın farkındayım ama sanırım bu da benim tarzım 😀 Şaka bir yana fotograf çekmekten çok fazla hoşlanmıyorum, sırf blog için çekiyorum bile denebilir. Tabi ki de fotoğraf paylaşacağım gittiğimiz yerlerle ilgili fakat sanırım ben biraz daha gördüklerimi fotoğraflarla anlatmanın yanında, hissettiklerimi paylaşarak hayal etmenizi tercih ediyorum. O yüzden normal gezi blogu sayfası gibi sayfalarım yok. Zaten blog, gezi blogu da değil. Avustralya’daki yaşam hakkında bir blog.

Neyse yine fazla gevezelik yaptim.

Kingscliff’teki molamızı bitirip yola çıktıktan yaklaşık 2 saat sonra kamp alanına vardık. Bu 2 saatlik yol çok keyifliydi. Bir sürü küçük küçük köyden geçtik. At ve büyük baş hayvan çiftlikleri vardı çok fazla yol kenarlarında. Kamp alanına vardıktan sonra arabayı park ettik ve bilgi alacak yer arıyorduk ki tam o sırada 1 metreyi aşkın uzunlukta ortalama 30 cm genişliğinde, elleri, ayakları ve kuyruğu olan birşey gördük 😀 Hemen arkasından koştum fotoğraf çekmek için. Buyrunuz, kendileri ‘Goanna’ olur 🙂

thumb_DSC_0666_1024

Boyutunu gösterebilmek için böyle de bir fotoğraf denedik 🙂

thumb_DSC_0665_1024

Bir de yürürken görün 😀

https://www.youtube.com/watch?v=vU9g4t1d7pc&feature=em-upload_owner

Aynı zamanda ağaçlara da tırmanabiliyorlar.

20160325_150541

Goannaların etkisi geçtikten sonra, çadırımızı kuracak yer aramak için etrafta yürüyüşe çıktık. Sıcak kanlı Avustralyalı amcalardan biri hemen bizle diyalog kurdu. Herkesin de bildiği üzere Avustralya aksanı diye bir şey var. Eğer şehir merkezinden kırsala doğru giderseniz konuşulanları anlamakta zorlanma seviyeniz yükseliyor. En azından benim öyle 🙂 Kırsal kesimdekilerin aksanları tam bir Avustralya aksanı gerçekten. Bu amca da öyleydi. Duşların, içme sularının nerede olduğunu sorduk kendisine. Aldığımız cevap bizi biraz düşündürdü. Çünkü duş ve içme suyu yok dedi. O zaman gerçekten de vahşi doğanın göbeğine düştüğümüzü anladık. Bu seferki cidden tam bir kamp olacaktı. Dereden çektikleri suyu tankere dolduruyorlarmış ama içme suyu olarak kullanmıyorlarmış tabi. Bize bir dahaki sefere su kaynatmak için tencere falan getirmemizi önerdi.

Daha sonra çadırı kurmadan önce biraz dinlenelim dedik. Otururken gelen ailelerin çadırlarını kurmalarını, yerleşmelerini falan izledik. Kamp alanında barbequ olmasına rağmen elinde tüp taşıyan bir adam görünce yine Avustralyalıların kamp konusunda fazla tecrübeli ve donanımlı olduğunu anladım. Daha sonra biz de çadırımızı kurduk ve yerleştik.

Bizim civardan biraz görüntüler;

thumb_DSC_0651_1024thumb_DSC_0652_1024thumb_DSC_0653_1024thumb_DSC_0656_1024thumb_DSC_0658_1024

Her kamp alanında ateş yakılmasına izin verilmiyor. Şansımıza burada izin vardı ve ilk defa ateş yakmayı deneyecektik. Tabi ateş yakmak için odun toplamamız gerekiyordu. Biz de daldık ormana, yakacak odun aramaya. Yarım saat kadar bir arayıştan sonra ateşi tutuşturmak için palmiye yaprakları ve ateşi tutsun diye de ufak odun parçaları bulduk. Eğer güzel kalın kuru bir parça daha bulabilseydik ateş belki de saatlerce gidebilecekti.

Odunları topladıktan sonra ‘Ateş nasıl yakılır’ adlı bir beyin fırtınasından sonra zayıf olan ve kolay tutuşanları en aşağıya koyma, yukarı doğru da kalın olanları sıralama kararı aldık. Biz ince odunları elimizle kırmaya çalışırken yan çadırdan gelen bir sesle yine Avustralyalıların kamp konusunda fazla teferruatlı olduklarını anladım. Yandan gelen ses elektrikli testere sesi idi 😀

Çakmakla en alttaki zayıf palmiyeleri tutuşturmaya çalışırken yine bir şeylerin eksik olduğunu farkettik. O sırada yan çadırdan yardıma geldiler. Ateşi yaymak için aleve deodorant sıkıyorlarmış. Bu ufak ve güçlü bilgi için teşekkür ettikten sonra elimizdeki parfümü neredeyse boşalttık ve yarım saatlik büyük bir uğraştan sonra ateş yandı 🙂

Ateşle uğraşırken Serkan’a şu yazıdan bahsettim. Yazıyı yazanı tanımıyorum ama güzel yazmış. Ha ‘o yazıyı yazana kadar git yoğurt nasıl yapılır öğren’ kısmı da var olayın, her şeyin suçunu başkalarında bulmamalıyız ama yine de değindiği noktayı anlayabiliyorum. Bu şekilde yetiştirilmiyoruz. Bunda anne, babalarımızın da bir suçu yok. Modern zamanın önceliklerimizi değiştirmesi asıl problem. Yazarın dediği gibi ‘değerli olduğunu düşündüğümüz şeylerle çok zaman harcamışız.’ Bu cümle bana çok fazla şey ifade ediyor. Paralarını değerli olduğunu düşündüğü şeylere yatıran insanlar, bir tablete sahip olmanın, bir bisiklete sahip olmaktan daha değerli olduğunu düşünen bir toplum. İnternetten ateş nasıl yakılır diye okuyunca öğrenmiş olmuyoruz. Ağzımız, yüzümüz isten boğulduğunda öğrenmiş oluyoruz.

thumb_DSC_0659_1024

Ateşimizi de yaktıktan sonra şarap, peynir, kraker ve gökyüzündeki yıldızlarla şahane bir gece geçirdik.

Gerçekten yıldızları, samanyolunu gerçek güzelliğiyle görmek için hiç ışık olmayan bir yere gitmenizi tavsiye ediyorum. Eğer böyle kamp gibi bir imkanınız yoksa en kötü şehirler arası yolculuklarda tamamen bomboş bir yolda durup gökyüzüne bakın. Cidden büyüleneceksiniz.

Ertesi gün uyandığımda hava harikaydı. Hafif nemli, serin ve yemyeşil. Açık havada kahvaltı etmek, egzersiz yapmak, kitap okumak cidden çok başka. Arada bunun gibi doğası bol molalar vermek insanı cidden yeniliyor.

Şimdi burada yazınca güneş, temiz hava, şarap, orman deyince kulağa herşey çok güzel geliyor 🙂 Tabi ki herşey bu kadar toz pembe değildi 😀

Gece rüyama giren goannalar, odun toparken bacaklarıma sürtünen dikenli otlar, sivrisinekler, Avustralya’nın bir birinden farklı hayvanları, gece yarısı tuvalete gitmenin zorluğu, kahve içememenin verdiği dayanılmaz hüzün…. (Bir dahaki sefere kahve suyu ısıtmak için kesinlikle bir cezve götüreceğim) Ama işte tüm bunlara rağmen bir sonraki kampı dört gözle bekliyorum 🙂 Her zaman inandığım gibi;

life-begins-at-the-end-of-your-comfort-zone-quote

Çok uzatmadan ertesi günkü tracking ve şelale gezimizden bahsedeyim. Bulunduğumuz kamp alanından şelaler 5 km uzaklıktaydı. Aradaki yol tam bir tracking yoluydu. Ormanın içinde böcekler, kertenkeleler, arada akan dereler falan derken iyi efor sarfettik 🙂

Gördüklerimi fotoğraflamaya çalıştım. Ancak bu kadar oldu.

thumb_DSC_0669_1024thumb_DSC_0672_1024

thumb_DSC_0675_1024thumb_DSC_0676_1024thumb_DSC_0677_1024thumb_DSC_0679_1024thumb_DSC_0685_1024thumb_DSC_0686_1024

1 saat sonunda şelalelere vardık. Çok yüksek ve çok etkileyiciydi gerçekten.

thumb_DSC_0694_1024thumb_DSC_0697_1024thumb_DSC_0698_1024thumb_DSC_0699_1024

Bu fotoğrafta da aşağıda şelalede yüzen insanları çekmeye çalıştım. Pek görünmüyorlar. şelalenin dibine inmek için ekstra yaklaşık 10 km daha yürümek gerekiyordu. Çok sıcak olduğu için biz aşağıya inmedik.

thumb_DSC_0704_1024

Serkan’ın objektifinden. Engelli insanları bu noktada bile düşünmüşler.

Bu arada içme suyu elde edecek tenceremiz olmadığı için şelaleden su içtik. Şişelerimizi doldurduk. Gayet de güzeldi 🙂

Kampımız genel olarak böyle geçti. Yürüyüş, yemek, şarap, hayvanlar, kitap, sohbet, ateş…

Bir dahaki sefere, kesinlikle bir checklist yapmaya karar verdik. Zaman içerisinde eksiklerimizi tamamladıkça adım adım tecrübeli kampçı haline geleceğiz 🙂

Kamp alanında 2 gece kaldık. Son gecemizi de Serkan’ın eski bir arkadaşının evinde Midginbil’de geçirecektik. Midginbil ile kamp arasında çok meşhur bir hippy köyü vardı. Nimbin. Oraya uğramadan tabi ki olmazdı 🙂

Bunlar yolda gördüğümüz Nimbin Kayalıkları.

thumb_DSC_0708_1024thumb_DSC_0709_1024thumb_DSC_0711_1024

Böyle upuzun yolları çok seviyorum. O yüzden çektim.

Nimbin. Küçücük bir hippy köyü. Ben çok beğendim. Rengarenk evler, dükkanlar, insanlar.

thumb_DSC_0712_1024thumb_DSC_0713_1024

Aborjince bir şiir.

thumb_DSC_0714_1024thumb_DSC_0715_1024thumb_DSC_0717_1024

Şişe kapaklarından Aborjin desenleri.

thumb_DSC_0720_1024thumb_DSC_0721_1024thumb_DSC_0723_1024

Hemp. Haşhaş.

thumb_DSC_0724_1024thumb_DSC_0726_1024thumb_DSC_0730_1024

Köyün bir çok yerinde böyle şiirler görmeniz mümkün.

thumb_DSC_0731_1024thumb_DSC_0733_1024

Gördüğünüz üzere goanna figürleri aborjinler için vazgeçilmez 🙂

thumb_DSC_0734_1024

Biz köyde 2 saat kadar kaldık. Bu süre içerisinde gözlemlediklerimden bahsedeyim biraz. Köyde çok gençler de var. İleride çocuklarına ne kadar hippy olduklarını anlatabilecekleri anılar biriktirmeye çalışıyor gibiydiler. Yani kesinlikle küçümsemek için söylemiyorum. Bu yollardan herkes geçiyor. Ergenlik çağı sırasında kimliği bulma durumu. Sadece hippy olmak demek eski kıyafetler giyip, banyo yapmamak ve saçlarının rasta haline gelmesi demek değil. Hatta hazır konusu açılmışken hippy kelimesinin farkında olmak anlamında olan ‘hip’ kökünden geldiğini de yazayım. Hatta geleneksel, toplumun çizdiği çizgilerin dışına çıkamayan anlamına gelen ‘being square’ teriminin zıttı olarak da söyleniyor. Hippy kelimesinin gerçek anlamını hakederek yaşadığını düşündüğüm bir sürü kişi de gördüm. Aileler. Çocuklarını da hippy kültürü altında yetiştiren aileler var 🙂 O çocukların daha 12 yaşında dünyanın farkında olduklarından eminim.

Nimbin ziyaretimiz bittikten sonra Midginbil’e doğru yola koyulduk.

Bir çok kişi hep konuşmaları arasında dile getirir ya köye yerleşmek istediğini. Serkan’ın Midginbil’deki arkadaşı da aynen o köye yerleşme hayallerinin içindeki baş kahraman. 15 m2 kadar şirin mi şirin, karavan vari ufak bir ev. Çeşit çeşit sebze meyve yetiştirebileceği bir bahçe. Suyunu dereden çekip arıtıyor. Duşu açık alanda. Dünya tatlısı bir köpeğe bakıyor. Dreamer. -Dreamer kameradan hoşlanmıyormuş, kaçıyormuş ki denedim kaçtı o yüzden fotoğraf çekemedim-

Kaldığımız yer büyük bir araziydi. Burada bir sürü eski ev ve karavan vardı. Hatta arazi sahibi Perch Creek adlı müzik grubunun babası. Babası dediğim bayağı babası yani. Perch Creek kardeşlerden oluşan bir müzik grubu 🙂 Karavanların yanından akan derenin ismi de Perch Creek 🙂

Araziyi dolaşıp biraz fotoğraf çektim.

thumb_DSC_0736_1024thumb_DSC_0739_1024thumb_DSC_0740_1024thumb_DSC_0741_1024thumb_DSC_0743_1024thumb_DSC_0745_1024

Ağaç olmuş bir karavan 🙂

thumb_DSC_0746_1024thumb_DSC_0748_1024thumb_DSC_0749_1024

Bu da herhalde Perch Creek’in karavanıydı 🙂

Buraya kadar okuduysanız cidden teşekkürler. Ben bile yoruldum yazarken.

Advertisements

One thought on “Paskalya Tatili

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s